|
Güncel çalışmalar
Ackurt F, Wetherilt H, Loker M, Hacibekiroglu M European Journal of Clinical Nutrition 1995:9:613-622
Amaç: Biyokimyasal yöntemlerle Türk kadınlarının doğum yapmadan önceki ve doğumdan sonraki beslenme durumlarını ve bunun doğan çocukların antropometrisiyle ilişkisini saptamak.
Çalışmanın tasarımı: Uzamsal çalışma.
Yer: İstanbul ve İzmit’teki Sağlık merkezleri, araştırma bölümü ve üniversite hastane laboratuarları.
Olgular: Gebeliğin 13-17. haftasında (n = 130); gebeliğin 28-32. haftasında (n = 88) ve doğumdan sonraki 13-17. haftalarda (n = 95) sağlık merkezlerine başvuran kadınlar arasından randomize olarak seçilen grup; doğum ertesi 13-17 haftalık çocuklar (n = 90).
Uygulanan girişimler: Her üç evredeki annelerden alınan kan örneklerinde ferritin, demir, çinko, kalsiyum, alkali fosfataz, total protein, albümin, B2, B6, B12, A, E, vitaminleri, β-karoten ve folat düzeyleri ölçüldü; tıbbi ve sosyo-demografik özelliklere yönelik kayıtlar tutuldu. Annelerde ve çocuklarda antropometrik ölçümler gerçekleştirildi.
Bulgular: Olguların yüksek bir oranında erken gebelik döneminde B12 vitamini (%48.8) ve folat (%59.7); gebeliğin ileri döneminde ferritin (%52.3), çinko (%72.3), B2 vitamini (%38.8), B12 vitamini (%80.9) ve folat (%76.4); doğum ertesindeki dönemde ise ferritin (%39.0), B2 (%43.1), B6 (36.4%), B12 (%60.0) vitaminleri ve folat (%73.3) eksikliği riski saptandı. Gebeliğin ileri dönemindeki grubun %55.0’inde ve doğum ertesi dönemdeki grubun %80.0’inde kemik kaybı olduğu gösterildi. Gebeliğin ileri dönemlerindeki hematokrit prenatal vücut yağı ile yakın ilişki göstermekteydi (P < 0.001). Bebeklerin, doğumdan sonraki 13-17. haftalar arasında gerçekleştirilen antropometrisi prenatal dönemde kilo artışı ve gebelik sırasında ve doğumdan sonra anne kanındaki bir dizi besin ile anlamlı olarak etkilenmekteydi.
Sonuçlar: Beslenme eğitimi programları ve demir, çinko, kalsiyum ve B vitaminleriyle zenginleştirilmiş ek besin desteğinin düşünülmesi gerekmektedir.
Botto LD, Mulinare J, Erickson JD.
Pediatrics. 2002 May;109(5):904-8.
Amaç: Annelerin kullandığı multivitamin desteği ile çocuklarında karın duvarının doğmalık bir anomalisi olan omfalosel oluşma riski arasındaki ilişkiyi araştırdık. Omfalosel belli mültipl konjenital anomalilerde folik asit içeren multivitaminlerin koruyucu olduğu gösterilen nöral tüp defektleri ile birlikte görülebilmektedir.
Yöntemler: Atlanta kent bölgesinde yaşayan nüfusta 1968-1980 yılları arasında doğan bebekler ve annelerine ait verilerden yararlanarak popülasyona dayalı bir çalışma gerçekleştirdik. Sendrom bileşeni olmayan omfaloselli çocuklar (n=72) aktif olarak birden fazla kaynaktan doğrulandı. Doğum defekti bulunmayan kontrol grubundaki çocuklar (n=3029), doğum belgelerine bakılarak gelişigüzel sıralama ile seçildi.
Bulgular: Perikonsepsiyonel multivitamin kullanımı (gebelikten önceki 3 ay ve gebeliğin ilk trimesteri boyunca düzenli kullanım) ile aynı dönemde multivitamin kullanmayan gebelerdeki durum karşılaştırıldı. Perikonsepsiyonel multivitamin kullanan kadınlardaki sendrom bileşeni olmayan omfalosel olasılık oranı 0.4 (% 95 güven aralığı [GA]: 0.2-1.0) olarak belirlendi. Tek başına omfalosel ya da belli orta hat defektleri (nöral tüp defektleri, hipospadias ve mesane/kloaka ekstrofisi) bulunan çocukların oluşturduğu alt gruptaki olasılık oranı 0.3 (%95 GA: 0.1-0.9) idi. Referans grubuna gebeliğin ileri döneminde (gebeliğin ikinci ya da üçüncü trimesterinde) multivitamin kullanan kadınlar da dahil edildiğinde de bu oranlar aynıydı. Çalışmada yer alan kadınların sayısının az olması alt grup analizlerinin kesinliğini sınırlandırmaktaydı ve bu durum güven aralıklarının geniş olmasına yol açmaktaydı.
Sonuçlar: Perikonsepsiyonel multivitamin kullanımı sendrom bileşeni olmayan omfalosel oluşma riskinde %60 azalma ile ilişki göstermekteydi. Bu bulguların başka çalışmalar tarafından da yinelenerek doğrulanması sonucunda daha kesin tahminlerde bulunulması ve olası etkileşim mekanizmalarının ayrıntılı biçimde ortaya konması mümkün olacaktır.
Czeizel AE
Int J Med Sci 2004;1(1):50-61.
Gebelik sırasında tek başına ya da multivitamin şeklinde folik asit kullanımı nöral tüp bozukluklarını birinci derecede önleyicidir. Macaristan’da randomize ve 2 grup kontrollü olarak gerçekleştirilen çalışmalarda gebelik öncesinde multivitamin takviyesinin konjenital anomaliler gibi kimi doğum defektlerinin ortaya çıkmasını azaltabildiği gösterilmiştir. Bu bulgular tüm çalışmalarla olmasa da pek çok gözleme dayalı çalışma ile desteklenmektedir. Son zamanlarda tartışılan başlıca iki konu bulunmaktadır. Bunlardan ilki folik asitin tek başına mı yoksa folik asit içeren multivitaminler aracılığıyla mı alınması gerektiği konusudur. İkinci tartışma konusu ise ilk ikileme bağlı olarak folik asitin tek başına yüksek doz olarak alınmasının (ör. 5 mg) multivitamin içinde günlük doz olarak 0.4-0.8 mg folik asit olarak alınmasından daha mı iyi olabileceği şeklindedir. Macarlar tarafından gerçekleştirilen 0.8 mg folik asit içeren multivitaminin kullanıldığı bu iki çalışmanın ve yüksek doz folik asidin kullanıldığı Macaristan Konjenital Anomaliler Vaka Kontrol İzleme Çalışmasının verileri ile bu soruların yanıtlanması açısından uygun olabilir. 0.4-0.8 mg folik asit içeren multivitaminler nöral tüp bozukluklarının önlenmesinde yüksek doz folik asit kullanımından daha etkili bulunmuştur. Multivitaminler ve folik asit konjenital kardiyovasküler malformasyonların oluşmasını kısmen önleyebilmektedir. Sadece multivitaminler doğum sırasında idrar yollarında, kol ve bacaklarda meydana gelebilecek eksiklikler ve konjenital pilor stenozunu engelleyebilmektedir. Bununla birlikte folik asit rektal/anal stenoz/atrezi üzerine etki gösterebilmekteyken yüksek doz folik asit bazı orofasiyal yarıkların oluşmasını önleyebilmektedir. Bu bulgular gebelik öncesi multivitamin ve folik asit takviyesinin nöral tüp bozuklukları üzerindeki kanıtlanmış etkisine ek olarak genel konjenital anomalilerin oluşmasını azaltıcı etki göstermesi ile uyumlu bir durumdur.
Pelissetto S, Zonca M, Marozio L, Enrietti M, Gheorghe M, Benedetto C.
Minerva Ginecologica 2009;61(1):67-76.
Gebeliğin yüksek ekonomik gelişmeye sahip ülkelerde bile beher vitamin ve oligo elementler açısından ikinci derecede bir eksiklik meydana getirebileceği göz önünde bulundurularak, farklı mikro besinlerin tek bir preparat içinde birleştirilmelerinin bazı önemli obstetrik patolojilerin önlenmesi için faydalı, kolay kullanımlı ve uygun maliyet-yararlılık ilişkisine sahip bir koruma yöntemi teşkil ettikleri bilinmelidir. Bu konuya yönelik olarak UNICEF ve OMS 1999 yılında hamile kadınlarda kullanım açısından bir anlaşmaya varmak suretiyle, gerek vitaminler için (A, B1, B2, B3, B6, B12, C, D, E, folik asit vitaminleri) ve gerekse bakır, çinko, iyot ve demir gibi oligo-elementler için tavsiye edilen günlük dozun alınmasını sağlayan çoklu mikro besin preparatlarının birleştirilmesini kararlaştırmışlardır. Nitekim gebelik döneminde, günlük demir ihtiyacının kademeli olarak arttığı ve bunun sonucunda anemi ve ilgili komplikasyon riskinin daha yüksek olduğu ve ayrıca bakır, çinko ve iyot gibi element eksikliğinin daha marjinal seviyede olduğu, ancak yapılan takviye neticesinde prematüre doğum ve hipertansiyon riskinin azaltılabildiği ve yeni doğan ağırlığının artırılabildiği gözlenmiştir. Ayrıca, farklı mikro besinlerin kendi aralarında etkileşim sağladıkları ve eşzamanlı olarak uygulanmalarının her birinin ayrı ayrı uygulanmasına göre daha etkili olduğu tespit edilmiştir.
Her ne kadar anne ve perinatal (doğum öncesi) dönem ile ilgili farklı sonuçlara yönelik ek araştırmaların gerçekleştirilmesi gerekli olsa da, literatür verileri, özellikle çoklu gebelik veya yanlış beslenme ve /veya bazı patolojilere sekonder emilim değişikliği veya gereksiz alışkanlıkları bulunan kadınlar gibi artan oranlarda ihtiyaç gösteren kişi ve gruplar için konsepsiyon öncesi, gebelik ve emzirme dönemlerinde multivitamin takviyesinin tavsiye edilebileceğini öngörmektedir.
Ayrıca, gebelik döneminde gerçekleştirilecek olan her türlü takviye uygulamasının dikkatle izlenmesi ve güvenlik ve etkinlik derecesinin değerlendirilmesi gerektiği unutulmamalıdır.
Özet
Konsepsiyon öncesi dönemde ve gebelik sırasında gerçekleştirilecek uygun bir vitamin ve mineral yani mikro besin takviyesi, anne ve doğum öncesi döneme yönelik olumsuz sonuç insidansının azaltılması bakımından son derece önemlidir. Bu durum, özellikle gıda ürünlerinin yetersiz miktarda temin edilebilmesi nedeniyle kadınların genel olarak gerekenden daha az miktarda vitamin ve mineral tüketmek zorunda kaldıkları Üçüncü Dünya ülkelerinde daha belirgin olarak ortaya çıkmaktadır. Ancak, sanayileşmiş ülkelerde de birçok kadın artan gereksinimlerini sadece diyet yoluyla karşılayamamaktadır. Farklı mikro besinlerin tek bir preparat içinde birleştirilmesi, erken doğum, rahim içi gelişme gecikmesi ve preeklampsi gibi bazı önemli obstetrik patolojilerin önlenmesi için faydalı, kolay kullanımlı ve uygun maliyet-yararlılık ilişkisine sahip bir koruma yöntemi oluşturmaktadır.
Milunsky A, Jick H, Jick SS, Bruell CL, MacLaughlin DS, Rothman KJ, Willett W
JAMA 1989;262:2847-2852.
Bu çalışmada, yaklaşık on altıncı gebelik haftasında olup maternal alfa fetoprotein taraması veya amniyosentez yapılan 23491 kadında genelde multivitamin, özeldeyse folik asit preparatı kullanımıyla nöral tüp defektleri arasındaki ilişki incelendi. Toplam 22776 gebeye, hazırlanan anketler verildi ve daha sonra gebeliğin ne şekilde sonuçlandığı öğrenildi. Kırk dokuz vakada nöral tüp defekti ortaya çıktığı kaydedildi. Konsepsiyondan önce veya sonra hiç multivitamin preparatı kullanmayan veya yalnızca gebelik öncesinde multivitamin preparatı kullanan kadınlarda, nöral tüp defekti prevalansının binde 3.5 olduğu saptandı. Gebeliğin ilk altı haftasında folik asit içeren multivitamin preparatı kullanan kadınlardaysa bu oran belirgin ölçüde daha düşüktü - binde 0,9 (prevalans oranı 0.27; %95 güven aralığı, hiç kullanmayanlarla karşılaştırıldığında 0.12-0.59). Gebeliğin ilk altı haftasında folik asit içermeyen multivitamin preparatı kullanan ve gebeliğin yedinci veya daha sonraki aylarından başlayarak folik asit içeren multivitamin preparatı kullanan kadınlardaysa prevalans, vitamin kullanmayanlardakine yakındı, prevalans oranı yaklaşık 1.0 olarak saptandı
Czeizel AE, Istvandudas VE
N Engl JMed 1992;327:1832-5.
Dayanak: Gebe kalma döneminde folik asit ya da folik asit içeren multivitaminler alan kadınlarda, nöral tüp defektleri azalmaktadır. Ancak bu desteğin, defektlerin ilk oluşum riskini ne kadar azalttığı bilinmemektedir.
Yöntemler: Gebe kalma döneminde vitamin verilmesinin nöral tüp defektlerinin ilk oluşum insidansını azaltmadaki etkinliğini sınamak amacıyla randomize ve kontrollü bir çalışma yürütüldü. Gebelik (genellikle ilk gebeliklerini) planlayan kadınlara randomize olarak (aralarında 0.8 mg folik asit de olmak üzere 12 vitamin, 4 mineral ve 3 eser element içeren) bir vitamin tableti ya da eser element desteği sağlayan tabletler (bakır, manganez, çinko ve çok düşük dozda C vitamini) gebe kalmadan en az 1 ay önce verilerek bu tabletleri gebe kaldıkdan sonra en az ilk ay boyunca ya da daha uzun süreyle kullanmaları istendi.
Sonuçlar: Çalışmaya katılan 4753 kadında gebelik gerçekleşti. Vitamin desteği alan 2104 ve eser element desteği alan 2052 kadında gebeliğin sonucu (fetus ya da bebekte nöral tüp defekti ya da doğumsal malformasyon olup olmadığı) öğrenildi. Eser element desteği alan grupta doğumsal malformasyoniarın vitamin desteği alan gruba göre anlamlı ölçüde daha yüksek oranda gözlendiği saptandı (100 kişide 13.3'e karşılık 1000 kişide 22.9, p=0.02). Eser element desteği alan grupta 6 nöral tüp defekti olgusu gözlenirken vitamin desteği verilen grupta bu bozukluğa rastlanmadı (p=0.029). Yarık damakla birlikte ya da tek basma görülen yarık dudak olguları ise, doğum döneminde vitamin verilmesiyle azalmadı.
Yorumlar: Gebe kalma döneminde vitamin kullanımı, nöral tüp defektlerinin ilk oluşum oranlarını azaltmaktadır.
Werler MM, Hayes C, Louik C, Shapiro S, Mitchell AA.
Am J Epidemiol 1999;150(7):675-82
Bir B vitamini olan folik asit desteğinin nöral tüp defektlerini (NTD) azalttığı yaygın olarak kabul edilen bir görüştür. Gerçekleştirdiğimiz bu olgu kontrollü çalışmada multivitaminlerin NTD dışında belli doğum defektlerinin oluşma riskini azalttığı yönündeki hipotezi araştırdık. Philadelphia’daki Boston ve Toronto kent bölgelerinde 1993-1996 yılları arasında doğum defekti bulunan ve bulunmayan bebeklerle doğum defektli düşükler belirlendi. Doğumdan sonraki 6 ay içinde vitamin kullanımı ile ilişkili ayrıntılar da dahil olmak üzere çeşitli faktörler hakkında görüşüldü. Çalışmada sekiz olgu grubu oluşturuldu: eşlik eden yarık damak bulunan ya da bulunmayan yarık dudak, yalnız yarık damak, konotrunkal defektler, ventriküler septal defektler, üriner boşaltım yolu defektleri, ekstermite defektleri, konjenital hidrosefali ve pilor stenozu (olgu sayıları 31 ile 186 arasında değişmekteydi). Kontrol olgularını doğum defekti bulunmayan 521 bebek (malformasyonsuz kontroller) ve çalışma grubunu oluşturan olgulardakinden farklı defektleri bulunan 442 bebek (malformasyonlu kontroller) oluşturmaktaydı. Günlük multivitamin desteği konsepsiyona yakın dönem (son menstrüasyon döneminden önceki 28 gün ve sonraki 28 günlük dönem) kullanım dahil olmak üzere gestasyon zamanı kategorilerine göre araştırıldı. Kontrol tipinden bağımsız olarak olasılık oranlarının (OO) kalp defektleri hariç tüm olgu gruplarında 1.0’ın altında olduğu gözlendi. Konsepsiyona yakın dönem kullanımda OO’lar, ekstremite deformitesi için malformasyonsuz kontrol grubuna kıyasla (OO=0.3) ve malformasyonlu kontrol grubuna kıyasla (OO=0.2) ve idrar yolu defektleri için malformasyonsuz kontrol grubuna kıyasla (OO=0.6) ve malformasyonlu kontrol grubuna kıyasla (OR=0.5) %95 güven aralığında 1.0’ın altında gözlendi. Perikonsepsiyonel dönemden sonra başlanan kullanım için tek başına yarık damak ve idrar yolu defektlerine ait OO’larda istatistiksel olarak anlamlı fark gözlendi. Bu veriler perikonsepsiyonel vitamin kullanımının sağlayabileceği yararların NTP riskinde azalmanın ötesine uzanabileceği yönündeki hipotezi desteklemektedir. Bununla birlikte, folik asidin NTD’lere karşı koruyucu etkisinin dışında hangi besinlerin ya da besin kombinasyonlarının diğer spesifik defektler üzerinde etkili olduğu açık değildir.
Scholl TO, Hediger JL, Benedich A, Schall JI, Smith WK, Krueger PM
Am J Epidemiol 1997;135:134-41.
Bu çalışma, Camden Çalışmasına (1985-1995, n=l,430) katılan düşük gelirli, kentli kadınlarda, gebeliğin birinci ve ikinci trimestrleri sırasında destek amaçlı prenatal multivitamin/mineral kullanımı İle, preterm doğum (37 haftanın altında) ve düşük doğum ağırlığı (2,500 g'ın altında) arasındaki ilişkiyi saptamak amacıyla gerçekleştirildi. Mikrobesinlerin kan düzeyleri hem çalışmaya başlama tarihinde hem de 28. haftada ölçüldü. Yirmi sekizinci gestasyon haftasındaki ölçümlerde, destek amaçlı tedavi kullanan kadınların folat ve ferritin düzeyleri daha yüksek bulundu. Gebeliğin ilk ya da ikinci ayında destek amaçlı tedavi kullanmayan kadınlarla karşılaştırıldığında, aynı dönemde destek amaçlı tedavi kullanmış olan kadınlardaki preterm doğum riskinin yaklaşık iki kez daha düşük olduğu saptandı. Sonuçlar üzerinde etkide bulunmuş olabilecek değişkenler göz önüne alındıktan sonra, İlk trimestrde destek tedavisi görenlerdeki çok erken doğum (<33 hafta) riskinin en az dört kez azaldığı ve çok düşük ağırlıklı doğum (<1,500 g) riskinde de azalma gerçekleştiği belirlendi. İlk ve ikinci trimestrde destekleyici tedavi görenlerde düşük doğum ağırlığı riski de yaklaşık İki kez azalmış bulundu. Çok düşük doğum ağırlıklı infantlarda riskin daha da fazla azaldığı görüldü (ilk trimestrde başlanan tedavide yaklaşık 7 kez, ikinci trimestrde başlanan tedavide 6 katı aşan azalma). Dolayısıyla, kentte yaşayan düşük gelirli kadınlarda prenatal multivitamin/mineral desteği infantlardaki morbidite ve mortalitenin azaltılması açısından bir potansiyele sahiptir.
Botto LD, Mulinare J, Erickson JD.
Pediatrics. 2002 May;109(5):904-8.
Amaç: Annelerin kullandığı multivitamin desteği ile çocuklarında karın duvarının doğmalık bir anomalisi olan omfalosel oluşma riski arasındaki ilişkiyi araştırdık. Omfalosel belli mültipl konjenital anomalilerde folik asit içeren multivitaminlerin koruyucu olduğu gösterilen nöral tüp defektleri ile birlikte görülebilmektedir.
Yöntemler: Atlanta kent bölgesinde yaşayan nüfusta 1968-1980 yılları arasında doğan bebekler ve annelerine ait verilerden yararlanarak popülasyona dayalı bir çalışma gerçekleştirdik. Sendrom bileşeni olmayan omfaloselli çocuklar (n=72) aktif olarak birden fazla kaynaktan doğrulandı. Doğum defekti bulunmayan kontrol grubundaki çocuklar (n=3029), doğum belgelerine bakılarak gelişigüzel sıralama ile seçildi.
Bulgular: Perikonsepsiyonel multivitamin kullanımı (gebelikten önceki 3 ay ve gebeliğin ilk trimesteri boyunca düzenli kullanım) ile aynı dönemde multivitamin kullanmayan gebelerdeki durum karşılaştırıldı. Perikonsepsiyonel multivitamin kullanan kadınlardaki sendrom bileşeni olmayan omfalosel olasılık oranı 0.4 (% 95 güven aralığı [GA]: 0.2-1.0) olarak belirlendi. Tek başına omfalosel ya da belli orta hat defektleri (nöral tüp defektleri, hipospadias ve mesane/kloaka ekstrofisi) bulunan çocukların oluşturduğu alt gruptaki olasılık oranı 0.3 (%95 GA: 0.1-0.9) idi. Referans grubuna gebeliğin ileri döneminde (gebeliğin ikinci ya da üçüncü trimesterinde) multivitamin kullanan kadınlar da dahil edildiğinde de bu oranlar aynıydı. Çalışmada yer alan kadınların sayısının az olması alt grup analizlerinin kesinliğini sınırlandırmaktaydı ve bu durum güven aralıklarının geniş olmasına yol açmaktaydı.
Sonuçlar: Perikonsepsiyonel multivitamin kullanımı sendrom bileşeni olmayan omfalosel oluşma riskinde %60 azalma ile ilişki göstermekteydi. Bu bulguların başka çalışmalar tarafından da yinelenerek doğrulanması sonucunda daha kesin tahminlerde bulunulması ve olası etkileşim mekanizmalarının ayrıntılı biçimde ortaya konması mümkün olacaktır.
Goh YI, Bollano E, Einarson TR, Koren G
Clinical Pharmacology & Therapeutics 2007;81(5): 685-691
Prenatal folik asit desteğinin çok sayıda konjenital malformasyonu azalttığı bilinmektedir. Çok sayıda çalışma folik asidin belirli pediyatrik kanserlere karşı koruyucu bir etkisi olduğunu düşündürmektedir. Prenatal multivitaminlerin koruyucu etkisi henüz açıklığa kavuşmamıştır.Prenatal multivitaminlerin çeşitli pediyatrik kanserlere karşı koruyucu etkisini değerlendirmek için sistematik bir derleme ve meta-analiz yaptık. 1960-Temmuz 2005 arasında yayınlanan tüm dillerdeki multivitamin desteği ve pediyatrik kanser çalışmalarını Medline, PubMed, EMBASE, Toxline, Healthstar ve Cochrane veritabanlarında araştırdık. Toplanan tüm makalelerdeki referansları da ek makale bulmak üzere taradık. Kaynakları ve makale özelliklerini bilmeyen iki bağımsız araştırıcı makaleleri dahil etme ve etmeme amacıyla değerlendirdi. Multivitamin alan ve almayan kadınlardaki kanser oranları random etki modeliyle karşılaştırıldı. İlk araştırmada 61 makale bulundu, 7’si dahil etme kriterlerine uyumluydu. Lösemitye karşı belirgin bir koruyucu etki bulunuyordu (OR 0.61, %95 GA 0.50–0.74), pediyatrik beyin tümörleri (OR 0.73, %95 GA 0.60–0.88) ve nöroblastoma (OR 0.53, %95 GA 0.42–0.68). Sonuç olarak annelerin prenatal dönemde multivitamin kullanması pediyatrik beyin tümörleri, nöroblastoma ve lösemi riskinin azalmasıyla ilişkilidir. Henüz multivitaminlerin hangi bileşen(ler)inin bu koruyucu etkiyi sağladığı bilinmemektedir.
Botto LD, Mulinare J, Erickson JD
Am J Epidemiol. 2000;151(9):878-84.
Bu çalışmada popülasyona dayalı yaklaşım çerçevesinde annenin multivitamin kullanımı ile çocuğunda kalp defektleri oluşma riski arasındaki ilişkinin araştırılması amaçlanmaktadır. Atlanta Doğum Defektleri Olgu Kontrol Çalışması, Georgia Eyaletinin Atlanta büyükşehir bölgesinde yaşayan kadınların 1968 ile 1980 yılları arasında doğurduğu bebekler üzerinde gerçekleştirilen olgu kontrollü bir araştırmadır. Çalışmaya, sendrom bileşeni olmayan kalp defekti bulunan 958 çocuk dahil edildi. Doğum defekti bulunmayan kontrol grubundaki çocuklar (n=3029), doğum belgelerine bakılarak gelişigüzel sıralama ile seçildi. Gebelik öncesindeki 3 ay süresince ve gebeliğin ilk 3 ayı boyunca düzenli multivitamin kullanım biçiminde tanımlanan perikonsepsiyonel multivitamin kullanımı, aynı dönemde multivitamin kullanılmamasıyla karşılaştırıldı. Perikonsepsiyonel multivitamin kullanımı, sendrom bileşeni olmayan kardiyak defekt oluşma riskinde anlamlı azalmayla ilişkiliydi (olasılık oranı (OO)=0.76; %95 güven aralığı (GA): 0.60, 0.97). Risk azalmasının en yüksek olduğu grup kalbin çıkış yolunda izlenen defektler (OR=0.46; 95% Cl 0.24, 0.86) ve ventriküler septum defektleriydi (OO= 0.61; %95 GA: 0.38, 0.99). Gebeliğin ilk ayından sonra başlanan multivitamin kullanımında risk azalması görülmemekteydi. Bu bağlantıların nedensel olması durumunda elde edilen bu sonuçlar perikonsepsiyonel vitamin kullanımı ile kardiyak defektlerin yaklaşık dörtte bir oranında engellenebileceğini düşündürmektedir.
Kale A, Kale E, Akdeniz N, Erdemoğlu M, Yalınkaya A, Yayla M
Perinatoloji Dergisi 2006;14(1):31-36.
Amaç: Preeklampsi ile serum folik asit, serum vitamin B12, plazma vitamin B6 (piridoksal 5 fosfat) ve plazma homosistein düzeyleri arasındaki ilişkinin araştırılması.
Yöntem: Eylül 2004-Ağustos 2005 tarihleri arasında, kliniğimize başvuran ve preeklampsi tanısı alan 100 gebe ile herhangi bir medikal problemi olmayan 74 sağlıklı gebe çalışmaya dahil edildi. Bütün hastalardan gebeliğin 3. trimesterinde serum vitamin B12, serum folik asit, plazma vitamin B6 ve plazma homosistein konsantrasyonları ölçüldü.
Bulgular: Vitamin B12 serum düzeyleri preeklampsi ve kontrol grupları arasında benzerdi (sırası ile; 117.44±42.03 pg/ml, 136.07±59.01 pg/ml, p>0.05). Vitamin B6 (piridoksal 5 fosfat) plazma düzeyi preeklampsi grubunda kontrol grubuna göre düşük bulundu (sırası ile; 6.40±2.91 μg/l, 11.15±5.76 μg/l, p<0.001). Folik asit serum düzeyi preeklampsi grubunda daha düşük saptandı (sırası ile; 5.43±3.08 ng/ml, 8.00±5.1 ng/ml, p<0.001). Homosistein plazma düzeyi ise preeklampsi grubunda kontrol grubuna göre anlamlı oranda yüksekti (sırası ile; 10.50±6.21 μmol/L, 6.54±2.64 μmol/L, p<0.001).
Sonuç: Yüksek homosistein konsantrasyonu ile düşük folik asit ve vitamin B6 düzeyleri preeklampsinin patogenezinde rol oynayabilir.
Ryan-Harshman M, Aldoori W
Canadian Family Physician 2008;54:36-38.
Soru Kanada’da unlu ve hamur işi ürünler folik asit bakımından zengin olduğundan doğum yapacak olan hastalarıma ek folik asit uygulaması tavsiye etmeme gerek var mıdır? Eğer gerekli ise bu tavsiye için uygun zaman ve kullanılacak doz ne olmalıdır?
Cevap Günlük doz olarak gebe olmayan kadınların 400 μg, gebe kadınların ise 600 μg folik asit tüketmeleri gerekmektedir. Kanada’da takviye öncesinde günlük ortalama folat alımı 200 μg ya da daha az miktardaydı. Takviye folik asit alımını günde 100 μg’a kadar yükseltti. Gebelik düşünen hastalarınıza folik asitin öneminden bahsetmeniz gerekmektedir; prenatal multivitamin ya da en az 400 μg folik asit içeren folik asit takviyelerinin her gün alınması gerekmektedir. Alınabilecek en yüksek folik asit miktarı günlük 1 mg’dır. Daha önceki gebeliklerinde nöral tüp bozukluğu yaşayan, orta ya da yüksek derecede nöral tüp bozukluğu riski taşıyan kadınlar günlük doz olarak 4-5 mg folik asit almalıdırlar.
Charles D, Ness AR, Campbell D, Smith GD, Hall MH
BMJ 2004;329:1375-6.
Gebe kalmadan önce ve gebeliğin ilk 3 ayında folik asit alınması nöral tüp bozukluklarının tekrarlama riskini azaltmaktadır 1 ve besinlerle folik asit takviyesi önerilmiştir. Uzun süre yüksek doz folat takviyesine maruz kalmanın etkileri bilinmemektedir ve teorik olarak antimetabolit etkileri olabilir.2 Gebelikte uzun süre yüksek düzeyde folat alımı ile ilgili sınırlı veri bulunmaktadır. 1960’lı yıllardan bu yana gebelikte folat takviyesi ile ilgili olarak gerçekleştirilen geniş ölçekli bir çalışmayı izledik. Folat durumu ile ölüm arasındaki ilişkiyi araştırdık ve folat takviyesinin etkilerini analiz ettik.
Katılımcılar, yöntemler ve sonuçlar
1966 yılının Haziran ayından, 1967 yılı Haziran ayına kadar 3187 kadının folat takviyesi çalışması için potansiyel olarak uygun olduğu belirlendi.3 4 Hasta kaydı yapılırken anne yaşı, gestasyon, parite, ağırlık ve kan basıncı bilgileri kaydedildi ve folat konsantrasyonu ölçümü için kan örneği alındı. İkisi günlük 0.2 mg ve 5 mg folat dozu içeren 6 farklı renkte tablet hazırlandı. Tabletler numaralı gözlere belirli bir sıra ile dağıtıldı. Çalışma çift kör olarak yürütüldü. Sosyal sınıfın belirlenmesi için eş ya da partnerin doğum yapılan tarihteki işi kullanıldı. Çalışma verilerinin yanı sıra Aberdeen anne ve yenidoğan veri bankası verilerine bağlanılarak annelerin sigara kullanımı ve kilosu hakkında ek bilgi edinildi. Çalışmadan ayrılan hiçbir kadın olmadı ve çalışmaya uyup uymadıkları özbildirim ve folat durumu ölçülerek değerlendirildi. Kayıtlar Edinburgh’da bulunan Ulusal Sağlık Servisi Merkez Kayıtları ile birleştirildi. Çalışmaya, 2928’i randomize olmak üzere toplam olarak 3037 kadın katıldı.
Birbirleri ile karşılaştırıldıklarında plasebo grubunun %1.9’u, 0.2 mg folat kullananların %1.7’si, 5 mg folat kullananların ise %3.2’sinin tabletlerini düzenli olarak kullanmadıkları tespit edildi. Başlangıç folat konsantrasyonları her 3 grupta da birbirine yakındı. Daha sonraki ölçümlerde folat dozu ve folat durumu arasında doza bağlı bir ilişki olduğu gözlemlendi. Üç tedavi grubunda da kadınların başlangıç özellikleri birbirine benzemekteydi. 2002 Eylül ayı sonunda 40’ı kardiyovasküler hastalıklar, 112’si kanser ve 31’i meme kanseri nedeniyle olmak üzere 210 kadın hayatını kaybetti.
Yorum
Randomize olarak yüksek doz takviye folat alan kadınların hepsinde ölüm riski beşte bir daha fazla olarak görülmekteydi ve meme kanseri olma riski 2 kat daha fazlaydı. Ölüm riskinde meme kanserine bağlanabilen bu artışın, ölümlerin sayıca az ve tüm nedenlere bağlı mortalitenin daha yüksek izlenmesi nedeniyle yukarıda sıralanan nedenlere bağlı olma olasılığı düşüktür. Yüksek doz folat kullanımına bağlı olarak meme kanseri nedeniyle meydana gelen ölümlerdeki artış şansa bağlı bir durum da olabilir. Ölüm sayısı az, aradaki zaman uzundur ve önceden belirlenmiş hipotezlerde gebelikte folat takviyesi alımının kanser riskini artırabileceğini işaret eden herhangi bir hipotez bulunmamaktadır. Söz konusu randomize çalışma yüksek nitelikli olduğundan bulgularımızı yanlılık ya da karmaştırıcı faktörlerle açıklama olasılığı bulunmamaktadır. Son zamanlarda yapılan bir çalışma sıçanlarda yeterli ve yetersiz folat alımının karşılaştırılmasında folat bakımından yetersiz beslenmenin meme tümörlerinde artış meydana getirdiğini göstermektedir. Ayrıca bu çalışmada yüksek doz folat alımının da yetersiz folat alımı ile izlenen tümör oluşumundakine benzer etkiler gösterdiği belirtilmiştir. Elde ettiğimiz veriler henüz öncül nitelikte olup doğrulanması gerekmektedir.
Sonuç olarak, gebelik döneminde yüksek doz folik asit alan kadınların ileri yaşlarda meme kanserine bağlı olarak ölme olasılığı folat kullanmayan kadınlardakinden daha yüksektir. Bu bulgu şans eseri ortaya çıkmış olabilir, bu nedenle gelecekte yapılacak olan çalışmalarda gebelikteki folat desteği ile meme kanseri riski arasındaki ilişkinin araştırılması gerekmektedir.
Wilson RD
J Obstet Gynaecol Can 2003;25(II):959-65.
Amaç: Nöral tüp defektlerinin (NTDler) ve diğer konjenital anomalilerin önlenmesi için kadınlara doğum öncesi dönemlerinde hekimler, ebeler, hemşireler ve diğer sağlık çalışanları tarafından folik asit kullanımı hakkında bilgi verilmesini sağlamak.
Gerekçe: Gebeliklerin %50’si planlanmadan gerçekleştiği ve tüm kadınların sağlık durumları stabil olmadığı için folik asit takviyesi problemli bir durum oluşturmaktadır.
Sonuçlar: Folik asit takviyesinin bazı doğum defektlerini azalttığı ya da en aza indirdiği kanıtlanmıştır.
Kanıt: Kadın Hastalıkları ve Doğum Uzmanları Dernekleri için yeni bir klinik uygulama rehberi geliştirmek üzere derlemeler ve hakemli dergilerde yayınlanan makaleler, hükümet tarafından oluşturulan yayınlar, Kanada Kadın Hastalıkları ve Doğum Hekimleri Derneği’nin önceki Politika Açıklaması ve Amerikan Kadın Hastalıkları ve Doğum Hekimleri açıklamalarını kapsayan literatür sistematik olarak derlendi.
Değerler: Komisyon yapısı içinde hakem gözetiminde değerlendirme.
Faydaları, zararları ve maliyeti: Yararları ölüm ve öldürücü doğum defektleri riskini azaltması yönünde iken zararlar minimum düzeydedir. Kişisel maliyet ise günlük vitamin takviyesi ve sağlıklı beslenme şeklindedir.
Öneriler:
1. Üreme çağındaki, özellikle de gebe kalmayı planlayan kadınlar sağlık kontrolleri (doğum kontrol, PAP testi, yıllık kontrol) sırasında folik asit takviyesinin yararları hakkında bilgilendirilmelidir. (III-A)
2. Kadınlar Kanada Sağlıklı Yemek Rehberi’nde belirtilen (brokoli, ıspanak, bezelye, Brüksel lahanası, mısır, fasulye, mercimek, portakal gibi folik asitten zengin) sağlıklı besinler tüketme konusunda tavsiyede bulunulmalıdır. (III-A)
3. Gebe kalmayı planlayan kadınlar günlük 0.4 mg–1.0 mg arasında folik asit içeren multivitamin almaları önerilmelidir. (II-A)
4. İçinde folik asit bulunan multivitamin kullanan kadınlar ürün prospektüsünde gösterildiği gibi vitamini günde birden fazla almamaları konusunda bilgilendirilmelidir. (II-2A) Nöral tüp bozukluğu riski taşıyan kadınlar (daha önce nöral tüp bozukluğu olan gebelik, aile hikayesi, insülin bağımlı diyabet, valforik asit ya da karbamazepin ile epilepsi tedavisi gören kadınlar) yüksek doz (günlük 4.0-5.0 mg) almaları konusunda bilgilendirilmelidir. Ancak folik asit A Vitamini gibi diğer vitaminlerin fazla alınma riski nedeniyle bir multivitaminle değil yalnız folik asit olarak alınmalıdır. (I-A)
6. Gebe kalmayı planlayan kadınlarda günlük doz olarak 5 mg folik asit takviyesi teşhis edilmemiş B-12 vitamin eksikliği (polimorf çekirdekli hücrelerin hipersegmentasyonu, makrokistik göstergeler, büyük ovalositler, lökopeni, trombosit azlığı, belirgin bir şekilde artmış laktat dehidrogenaz seviyeleri, alyuvarlardaki folat seviyesi) riski azaltıldıktan sonra tıbbi kontrol altında gerçekleştirilmelidir. (II-2A)
7. B-12 vitamin eksikliği belirtileri ya da semptomları 1.0 mg’dan daha fazla uygulanacak olan folik asit takviyesine başlamadan önce gözlemlenmelidir. (III-A)
8. Artmış konjenital doğum defekti (yani, nöral tüp bozuklukları, kalple ilgili, kromozomal, genetik) riskinin belirlenmesi için gebe kadın ve biyolojik babanın ailelerin soyağacı 3 kuşak öncesine kadar araştırılmalıdır. (III-A)
9. Gebe kalan kadınlar konjenital doğum defektleri için (nöral tüp bozuklukları da dâhil olmak üzere) invaziv tanı testleri ve noinvaziv görüntüleme testleri konusunda bilgilendirilmelidir. Eğer görüntüleme testlerinde pozitif sonuç elde edilirse gebeliğin 15.-20. haftalarında maternal serum “üçlü marker görüntüleme”, gebeliğin 16.-20. haftalarında ultrasonla görüntüleme ve gebeliğin 15. haftasından sonra amniyosentez uygulanabilir.(I-A)
Doğrulama: Bu, daha önce kullanılan medikal ve resmi yayınlardaki kılavuz ve bilgilerden oluşturulan ortak görüş derlemelerinin revizyonudur.
Smith AD, Kim Y-I, Refsum H
Am J Clin Nutr 2008;87:517–33.
10 yıl önce Kuzey Amerika’da folik asit içeren yiyeceklerin tüketilmesinin nöral tüp bozukluklarını azalttığı bildirilmiştir. Pek çok ülke bu görüşü benimseme konusu değerlendirilmektedir. Bu durum ortaya çıktıktan sonra gebelikte oluşabilecek her bir nöral tüp bozukluğunu önlemek adına yüz binlerce insan yüksek düzeyde folik asit almıştır. Folik asit kullanımının yararları olası zararlarından daha ağır basmamakta mıdır? Hayvanlarda folik asitten zengin beslenme sonraki nesillerde fenotipik değişikliklere neden olan DNA ve histon metilasyonunu etkilemektedir. İnsanlarda artmış folik asit kullanımı metabolize olmamış folik asit ve doğal yoldan oluşan folatın kandaki konsantrasyonunda artışa yol açmaktadır. Kanda yüksek folik asit konsantrasyonu doğal katil hücrelerin sitotoksititesindeki azalma ile lişkili olabilmekte ve yüksek folat düzeyleri sıtma, romatoid artrit, psöriyazis ve kansere karşı kullanılan antifolat ilaçlara yanıtı azaltabilmektedir. Yüksek folat ve düşük seviye B-12 vitamin kombinasyonu yaşlılarda bilişsel işlevlerde bozulma ve anemi riskinde artış, gebe kadınlarda artmış insülin direnci riski ve çocuklarında obezite ile ilişkili bir durum olabilir. Folatın kanser üzerine kanser başlangıcına karşı koruyucu fakat popülasyonda yaygın olan subklinik kanserler ve preneoplastik hücrelerin büyümesi ve ilerlemesini kolaylaştıran ikili etkisi bulunmaktadır. Böylece yüksek folik asit alımı bazı insanlar için zararlı olabilmektedir. Bu nedenle ülkelerde folik asit takviyesinin dikkatli olarak gerçekleştirilmesi ve besin ve diyet takviyelerinin iyi ya da kötü etkilerin tanımlanmasına yönelik daha fazla araştırmayı teşvik etmesi gerekmektedir. Ancak bu şekilde tüm popülasyon için doğru stratejiler geliştirilebilir.
Fötal Risk Özeti
http://drugsafetysite.com/folic-acid/
Yüksek doz folik asit desteğinin potansiyel risklerine değinen en az üç makale bulunmaktadır. B12 vitamini eksikliğinden kaynaklanan megaloblastik anemi günde 4 mg’lık folik asit dozlarıyla maskelenebilir ancak eksikliğe bağlı nörolojik hasar ilerlemeye devam eder. Buna yanıt olarak Kanada’daki bir başyazıda yüksek doz folik asit desteği verilmeye başlamadan önce kadınların B12 vitamini durumunun kontrol edilmesini önermiştir. İtirazlara konu olan ikinci risk tetrahidrobiopterin düzeylerinin idamesinde çok önemli bir enzim olan dihidropteridin redüktazın (DHPR) folik asit tarafından inhibe edilmesidir. Oysa 5-metiltetrahidrofolat bu enzimi inhibe etmemektedir. Bu enzimin kalıtsal olarak eksik olduğu çocuklarda merkezi sinir sistemindeki dopamin, noradrenalin, serotonin ve folat düzeyleri düşük olmakta ve tedavi edilmediği durumlarda ağır nörolojik hasar ve ölümle sonuçlanabilmektedir. Yani yüksek doz folik asitin embriyonal sinir dokusunda hasar oluşturabilme potansiyeli ortaya çıkmaktadır. Özetle gebelik sırasında ortaya çıkan folik asit eksikliği iyi beslenemeyen ve destek almayan kadınlarda sık görülen bir sorundur. Folik asit düzeyleriyle annede ya da çocukta izlenen çeşitli komplikasyonlar arasındaki ilişki karmaşıktır. Gebeliğin ilk döneminde antikonvülzanlar gibi ilaçlarla ve bazı antineoplastiklerle indüklenen folat eksikliğinin ya da folik asit metabolizmasıyla etkileşimin konjenital anomalilerin ortaya çıkmasına yol açtığını gösteren kanıtların sayısı giderek artmaktadır. Üstelik ilaca bağlı olmayan folik asit eksikliği ya da folat metabolizması anormalliğinin doğum defektlerinin ve bazı nöral tüp defektlerinin oluşumuyla ilişkili olduğunu gösteren kanıtların sayısı da oldukça fazladır. Vitaminin ya da metabolitlerinin eksikliği de spontan düşük ve intrauterin gelişme geriliği olgularının bazılarından sorumlu olabilir. Diğer komplikasyonlar açısından, aralarında folik asit eksikliğinin de yer aldığı bir dizi faktörün, gebelik prognozunun kötü seyretmesine katkıda bulunması mümkündür. Bu nedenle, annenin ve fetusun sağlığını güvence altına almak için tüm gebe kadınlara diyetle ya da destek şeklinde folik asit verilerek annedeki normal folat düzeylerinin korunması gerekir. CDC ve ABD’deki düzenleyici sağlık kurulları doğurgan yaştaki tüm kadınların gebelikten önce diyetle ya da destek şeklinde veya her ikisi aracılığıyla günde 0.4 mg folik asit almasını önermektedir.
Fetusla ilgili istenmeyen sonuçların ortaya çıkma riski en az iki grup kadında folik asit desteğiyle düşürülebilmektedir. (a) Nöral tüp defektli fetus ya da çocuk öyküsü bulunan kadınların konsepsiyondan 1 ay önce (İngiltere’de 3 ay önerilmiştir) günde 4 mg folik asit desteği almaya başlaması ve gestasyon boyunca 12 hafta süreyle devam edilmesi önerilmektedir. (b) Antiepileptik ilaç kullanan kadınların normal serum ve alyuvar folat düzeylerini korumak üzere konsepsiyondan önce başlayıp, organogenez dönemi boyunca diyetle ya da dışarıdan destek şeklinde veya her iki yoldan yeterli folik asit alması gerekir. (Antikonvülzan alan kadınlara yönelik spesifik doz önerilerinde bulunulmamıştır.) [*Önerilen günlük dozun üzerinde kullanılması durumunda Risk Faktörü C.]
Emzirme Konusunun Özeti
Folik asit aktif olarak anne sütüne salgılanmaktadır. Folatın anne sütünde birikmesi annenin folat gereksiniminden daha önemli bir durumdur. Folik asit düzeyleri kolostrumda nispeten düşüktür, ancak laktasyon sürdükçe, vitamin düzeyleri yükselir. Yenidoğandaki ve anne sütü alan çocuklardaki folat düzeyleri her zaman anne ve normal erişkindeki düzeylerden daha yüksektir. Japon annelerin sütündeki ortalama folat konsantrasyonlarının 141.4 ng/mL olduğu ve bu değerin, çocuğun günde 1425 g/kg folat almasına yol açtığı belirlenmiştir. Miyadından önce (26 anne, 2934 hafta) ve miyadında (35 anne, 39 hafta ya da daha uzun süre) doğuran hastaların incelendiği İngiltere’de gerçekleştirilen bir çalışmada anne sütünde çok daha düşük ortalamalar saptanmıştır. Miyadından önce doğuran annelerin sütündeki folat konsantrasyonları 10.6 ng/mL’den (kolostrum) 30.5 ng/mL’ye (16196 gün) yükselirken, miyadında doğuran annelerin sütündeki folat konsantrasyonları aynı dönemde 17.6 ng/mL’den 42.3 ng/mL’ye yükselmiştir.
Düzgün beslenen annelerde folik asit desteğine açık bir biçimde gerek bulunmamaktadır. Laktasyonun bir yıla dek uzadığı durumlarda bile dışarıdan destek almayan kadınlarda folik asit eksikliği ve megaloblastik anemi gelişmemiştir. Başka bir çalışmada dört hafta süreyle günde 1 mg folik asit verildiğinde annenin serum ve alyuvarlarındaki folik asit düzeylerinde anlamlı artış kaydedilmiş, ancak sütteki folat düzeyleri değişmemiştir. Araştırmacılar beslenmesi düzgün olan emziren annelere 0.8 mg folik asit içeren multivitamin preparatı verilmiştir. Doğumdan sonraki 6. ayda sütteki folat konsantrasyonları vitamin desteği verilmeyen kadınların sütündeki konsantrasyonlara kıyasla anlamlı farklılık göstermemiştir. Başka araştırmacılar anne sütü alan Amerikalı bebeklerde yaşamın ilk yılında kandaki folik asit miktarını yeterli düzeyin üstünde bulmuştur. Bu bebeklerin aldıkları sütteki ortalama folat konsantrasyonu 85 ng/mL olarak saptanmıştır.
Beslenmesi düzgün olmayan hastalarda laktasyon annede ileri derecede folik asit eksikliğine ve megaloblastik anemiye neden olabilir. Bu hastalarda genel beslenmenin bir uzantısı olarak izlenen düşük folat düzeyleri laktasyon süresinin uzunluğuyla ilişkilidir (102). Bir çalışmada laktasyon dönemindeki megaloblastik anemili annelere 3 gün süreyle 5 mg/gün of folik asit verilmiştir . Anne sütündeki folat düzeyi tedaviye başlandıktan sonra 1 günde 79 ng/mL’den 1540 ng/mL’ye yükselmiştir. Tedaviye devam edilmemesine karşın düzeyler 3 hafta boyunca yüksek kalmaya devam etmiştir. Başka bir çalışmada da sosyoekonomik düzeyi düşük olan 9 kadına 0.8 mg folik asit içeren multivitaminler verilerek folat konsantrasyonları tedavi uygulanmayan yedi kontrol olgusuyla karşılaştırılmıştır. Tedavi verilen kadınlarda anne sütündeki folat miktarı anlamlı olarak daha yüksek bulunmuştur. Beslenmesi iyi olmayan emziren annelerde gerçekleştirilen başka bir çalışmada günde 0.2-10.0 mg folik asit desteği anne sütündeki ortalama konsantrasyonunu 2.3-5.6 ng/mL düzeyine ulaştırmıştır. Sütteki folik asit konsantrasyonları diyetle alınan miktarla doğru orantılı olarak artmıştır.
Saklama süresi ve sıcaklığının etkilerini araştıran bir çalışmada preterm ve miyadında doğuran anne sütündeki folik asit konsantrasyonları belirlendi. Sütün 3 ay süreyle buzlukta saklanması durumunda folat miktarının, bebeklerin sütten alması gereken günlük miktarı karşılayamayacak kadar azalmasına yol açtığı bulundu. Süt buzdolabında saklandığında folat düzeyleri etkilenmemekteydi.
Laktasyon sırasında Ulusal Bilimler Akademisinin folik asit için önerdiği günlük alım miktarı 0.280 mg’dir. Emziren annelerin diyetinnin bu miktarı yeterli düzeyde karşılaması durumunda, anneye folik asit desteği verilmesi gerekmez. Besinlerle alınan folik asit miktarının düşük olması durumunda folik aside yönelik olarak anneye destek verilmesi önerilmektedir. Amerikan Pediyatri Akademisi, annenin aldığı folik asit miktarının emzirme ile orantılı olması gerektiğini belirtmektedir.
Koruyucu Uygulamalar
Daly LE, Kirks PN, Molloy A, Weir DG
JAMA 1995;274:1698-1702
Kısa süre önce gerçekleştirilen olgu kontrollü bir çalışmanın verileri kullanılarak bir kadının nöral tüp defektli bir çocuk doğurma riskinin sürekli doz yanıt ilişkisi içinde gebeliğin başlangıcındaki alyuvar folat düzeyleriyle ilişkili olduğu bulundu. Bu bulgular, folat düzeylerini yükseltmeye yönelik iki farklı strateji uygulandığında nöral tüp defekti olgularında gerçekleşmesi beklenen azalmayı hesaplamak için kullanıldı. Yüksek risk altındaki bireylerin hedef alınması prevalans üzerinde çok az değişiklik oluştururken, bireysel riski önemli ölçüde değiştirmektedir. Popülasyonun hedef alınması bireysel riskte küçük bir değişiklik oluştururken popülasyon prevalansı üzerinde büyük ölçüde etkili olmaktadır. Yüksek risk stratejisi kullanılırken en etkili yöntem yüksek risk taşıyan kadınlarda destekleyici tedavi uygulanması iken, popülasyona yönelik yaklaşımda besin güçlendirmesi yeğlenebilir. Nöral tüp defektlerinin önlenmesine yönelik günümüzde geçerli olan kılavuzlar günlük folik asit alımının 0.4 mg’ye yükseltilmesi yönündedir. Buna bağlı olarak nöral tüp defektleri optimale yakın sayılabilecek bir düzey olan %48 oranında azaltılabilir nöral tüp defektlerinin önlenmesinde iki müdahale stratejisinin birbirini tamamlayıcı biçimde uygulanması gerekmektedir.
Hollis BW, Wagner CL
Am J Clin Nutr 2004;80(suppl):1752S-8S.
Laktasyon sırasında verilen D vitamini desteğine ilişkin az sayıda bilimsel veri bulunmaktadır. Laktasyon döneminde alınması önerilen günlük D vitamini miktarı 400 IU/gün (10 µg/gün) olarak belirlenmiştir. Bu miktar özellikle siyah ırktan olan bireylerde annelerin ve süt çocuklarının besinle aldıkları D vitamini miktarlarının idamesi açısından gerçekçi değildir. Bu çalışmada anneye verilen yüksek doz D2 vitamini desteğinin anne ve süt çocuklarındaki besinsel D vitamini durumu üzerindeki etkilerini araştırmayı amaçladık. Çalışmaya doğumdan 1 ay sonra emzirmekte olan anneler (n=18) alındı ve 2 tedavi grubuna ayrılarak 3 aylık çalışma dönemi süresince bir gruba 1600 IU D2 vitamini ve 400 IU D3 vitamini (prenatal vitamin) diğer gruba 3600 IU D2 vitamini ve 400 IU D3 vitamini verildi. Üç ay süreyle verilen yüksek doz (1600 ya da 3600 IU/gün) D2 vitamini desteği her iki grupta da dolaşımdaki 25-hidroksi D vitamini[25(OH)D] konsantrasyonlarında güvenli bir artış oluşturdu. Günde 2000 IU D vitamini alan annelerden alınan sütün antiraşitik aktivitesi ortalama 34.2 IU/L artarken, 4000 IU/gün D vitamini alan annelerdeki sütün aktivitesi 94.2 IU/L arttı. Süt çocuklarındaki 25(OH)D2 konsantrasyonları annenin D vitamini alımını ve süt içindeki miktarı yansıtmaktaydı. Az güneş gören bölgelerde günde 400 IU D vitamini dolaşımdaki 25(OH)D konsantrasyonlarının idamesi için yeterli olmamaktadır ve bu nedenle süt çocuklarının anne sütüyle aldıkları D vitamini miktarlarına sınırlı ölçüde katkıda bulunabilmektedir. Annenin aldığı 2000 IU/gün D vitamini anne ve çocuğun dolaşımındaki 25(OH)D konsantrasyonlarını yükseltmektedir ancak bu yükselme özellikle süt çocuklarında sınırlı düzeyde kalmaktadır. Annenin aldığı 4000 IU/gün D vitamini, hem annenin, hem de çocuğun besinle aldıkları D vitamini miktarlarında önemli artış sağlamaktadır.
Radhika MS, Bhaskaram P, Balakrishna N, Ramalakshmi BA, Devi S, Kumar BS
International Journal of Obstetrics and Gynaecology 2002;109:6,689.
Amaç: Gebelikteki biyokimyasal A vitamini eksikliği ile anne ve çocuğun sağlığı arasındaki ilişkinin araştırılması.
Tasarım: Çaprazlama klinik çalışma.
Yer: Sosyoekonomik düzeyi düşük olan toplum kesimine hizmet veren Niloufer Hospital antenatal beslenme birimi ve sosyoekonomik düzeyi yüksek olan toplum kesimine hizmet veren özel bir bakım evi (Swapna bakım evi).
Popülasyon: Toplumun, sosyoekonomik düzeyi düşük (n= 522) ve yüksek (n= 214) gruplarında yer alan 736 gebe kadın.
Yöntem: Kadınların tümünde ayrıntılı klinik, antropometrik ve obstetrik muayene gerçekleştirildi. DSÖ’nün standart anketi kullanılarak gece körlüğü araştırıldı. Çocukların doğum ağırlığı, gestasyon yaşı, annede anemi ve gebeliğe bağlı hipertansiyon gelişimi bulunup bulunmadığı kaydedildi. Çalışmaya katılım sırasında hemoglobin ve serum retinol düzeyleri ölçüldü.
Temel sonuç ölçütleri: Serum retinol düzeyleri, anemi, gebeliğe bağlı hipertansiyon, bebeğin doğum ağırlığı ve gestasyon yaşı idi.
Bulgular: Çalışmadaki kadınların %2.9’unda gece körlüğü ve %27’sinde subklinik A vitamini eksikliği (klinik belirti olmaksızın serum retinol <20 μg/dL) gözlendi. Kadınların %41.2’sinde orta ve ileri anemi gözlendi ve %15.8’inde gebeliğe bağlı hipertansiyon gelişti. Altmış bir kadın (%9.4) erken doğum yaptı. Tek değişkenli analizde <20 μg/dL serum retinol düzeyi ile erken doğum (OO=1.74, %95 GA 1.03–2.96), annedeki anemi (OO=1.82, %95 GA 1.28–2.60) ve gebeliğe bağlı hipertansiyon (OO=1.56, %95 GA 1.02–2.83) arasında anlamlı bağlantı saptandı. Gerçekleştirilen çok değişkenli analizde karmaştırıcı değişkenler ayarlandıktan sonra (vücut kitle indeksi, doğum sayısı, yaş ve sosyo-ekonomik durum), <20 μg/dL serum retinol düzeyleri ile erken doğum (P= 0.02) ve anemi (P= 0.003) arasındaki anlamlı bağlantı devam ederken, gebeliğe bağlı hipertansiyon ile bağlantı ortadan kalktı (P=0.71).
Sonuç: Bu çalışma subklinik A vitamini eksikliğinin gebeliğin üçüncü trimesterinde sorun oluşturduğunu düşündürmektedir. Serum retinol konsantrasyonunun <20 μg/dL olması eksikliği gösteren bir durum olarak izlenmekte ve erken doğum ile annede anemi riskinde artışla ilişki göstermektedir.
Kapur D, Agarwal KN, Agarwal DK.
Indian J Pediatr. 2002;69(7):607-16.
Hindistan’da beslenmeden kaynaklanan anemi prevalansına yönelik mevcut çalışmalar bebeklerde ve yürüme çağındaki çocuklarda %65, 1-6 yaş arasındaki çocukların %60’ında, adolesan kız çocuklarının %88’inde (%3.3’ünde hemoglobin < 7.0 g/dl; ileri derecede anemi) ve gebe kadınların %85’inde (%9.9’unda ileri derecede anemi) anemi bulunduğunu ortaya koymaktadır. Anemi prevalansı emziren annelerde gebelere kıyasla sınırda daha yüksek bulunmaktadır. En sık görüleni demir eksikliği anemisidir. Anemiyi kontrol altına alma ve önlemeye yönelik ulusal programlar başarılı olmamaktadır. Orta-ileri aneminin kontrol altına alınması konusunda diğer ülkelerden elde edilen deneyimler bizleri süt, tahıl, şeker, tuz gibi yiyeceklere demir katkısı eklenmesi şeklindeki uzun vadeli önlemleri uygulamaya yöneltmektedir. Süt kaynatılan, sebze pişirilen kapların demir olması diyetle alınan demir miktarını önemli ölçüde artırabilir. Hemoglobin sentezi için gerekli olan protein, demir ile folik asit, B12, A ve C v.b vitaminler şeklindeki makro/mikro besinlerin diyetle alınması yönünde ailelere beslenme eğitimi verilmesi önem taşımaktadır. Acil bir önlem olarak anemini kontrol altına alınabilmesi için ilaç olarak demir preparatlarının kullanılması gerekmektedir. Anemi folata demir eklenerek kontrol altına alınır ve nöroprotektif etki sağlanır. Çocukluk çağının ilk yıllarında B12 vitamini eksikliğine bağlı anemiyi akla getiren bulgular mevcuttur; bu nedenle demir ve folatla birlikte B12 vitamini de verilebilir.
Agarwal KN, Agarwal DK, Mishra KP
Indian Journal of Medical Research (B) 1991;94:277-80.
Varanasi bölgesinin kırsal yerleşimlerinde bulunan altı alt merkezden gebelik süresi 16-24 hafta olan toplam 418 gebe kadın seçildi. Üç alt merkezden seçilen gebelere (215’te 137) 100 gün süreyle günde 60 mg ferrosülfat şeklinde elementer demir ve buna eklenen 500 mg folik asit verilirken (çalışma grubu), diğer 3 alt merkezden 123 (203’te) gebeye demir ve folat desteği verilmeksizin (kontrol grubu) izleme gerçekleştirildi. Hemoglobin ve serum ferritin düzeyleri çalışma grubunda anlamlı olarak yükseldi. Çalışma grubundaki ortalama doğum ağırlığı 2.88±0.41 kg ve düşük doğum ağırlığı insidansı yüzde 20.4 iken, kontrol grubundaki ortalama doğum ağırlığı 2.59±0.34 kg ve düşük doğum ağırlığı insidansı yüzde 37.9 idi. Düşük doğum tartısı insidansı dışarıdan desteğin gestasyonun 16-19. Haftalarında başlatılabilmesi halinde %12.1’e geriledi.
Allen LH
Am J Clin Nutr 2000;71(suppl)1280S-4S.
Bu makalede annedeki anemi ve demir eksikliğinin gebelik prognozu üzerindeki etkilerine ilişkin güncel bilgiler derlenmektedir. Gebelik sırasında ve doğum ertesi dönemde anneye verilen demir desteğinin anne ve çocuğun sağlığı ve demir durumu üzerindeki yararlılığına ilişkin öğrenilmesi gereken çok şey bulunmaktadır. Mevcut bilgilerimiz, gebelikte ortaya çıkan demir eksikliği anemisinin erken doğum ve düşük doğum ağırlığı açısından risk faktörü olduğunu ve olasılıkla yeni doğanın sağlığı açısından olumsuzluk yarattığını işaret etmektedir. Annedeki aneminin maternal mortalite üzerinde ne ölçüde etkili olduğunu saptamaya yetecek kadar veri bulunmamaktadır. Gebeliğinin başlangıcında demir depoları makul düzeyde olan kadınlarda bile uygulanan demir desteği gebelik sırasında annedeki demir durumunu düzeltmekte ve bu düzelme doğumdan sonra da yeterince bir süre varlığını sürdürmektedir. Bu durum, bir sonraki gebelikte ortaya çıkabilecek olan demir eksikliğine karşı bir ölçüde koruma sağlamaktadır. Hızla artan sayıda kanıt gebelik sırasında annede ortaya çıkan demir eksikliğinin fetustaki demir depolarını muhtemelen yaşamın ilk yılı boyunca azalttığını göstermektedir. Bebeklerde demir eksikliği anemisi gelişme eğilimi bulunması ve böylesi bir durumun çocuğun gelişiminde olumsuz etkiler yarattığının belgelenmesi yüzünden söz konusu sonuçların daha ayrıntılı olarak araştırılması gerekmektedir. Kanıtların çoğu gebelik sırasında rutin demir desteği uygulanması yönündeki tavsiyeleri destekler niteliktedir.
Dahle LO, Berg G, Hammar M, Hurtig M, Larsson L
American Journal of Obstetrics and Gynecology 1995;173:175-80.
Amaç: Bu çalışmada gebeliğe bağlı bacak kaslarında krampları bulunan kadınların oral magnezyum desteğinden yarar görüp görmeyeceklerini belirlemeyi amaçladık.
Çalışmanın Tasarımı: Prospektif, çift-kör, randomize olarak gerçekleştirilen bu çalışmada gebeliğe bağlı bacak krampları bulunan 73 kadınla semptomları hakkında görüşüldü. Hastaların %50’sinde başlangıçtaki serum magnezyum düzeyleri ve 24 saatlik magnezyum ekskresyon düzeyi belirlendi. Hastalara üç hafta süreyle oral magnezyum ya da plasebo verildi, bundan sonra da görüşmeler ve laboratuar analizleri gerçekleştirildi.
Bulgular: Bu hastalarda serum magnezyum düzeyleri sağlıklı gebelerde sık karşılaşılan biçimde referans sınırında ya da bu sınırın altındaydı. Oral magnezyum desteği bacaklardaki kas kramplarını azalttı (plasebo grubuna kıyasla p<0.05, başlangıçtaki yakınmalara kıyasla p<0.001), ancak serum magnezyum düzeylerinde anlamlı yükselme oluşturmadı, magnezyum fazlası idrardaki magnezyum düzeylerinde saptanan artışla da gösterildiği gibi vücuttan ekskresyonla atıldı (p<0.002).
Sonuç: Oral magnezyum desteği gebelikle ilişkili bacak kramplarının tedavisinde değerli bir terapötik araç gibi görünmektedir.
Thomas M, Weisman SM
American Journal of Obstetrics and Gynecology 2006;194:937-945.
Kalsiyum alımı kemik gelişimi ve yaşamın sürdürülebilmesi açısından büyük önem taşımaktadır ve Amerika Birleşik Devletlerindeki kadınların yarıdan fazlası önerilen miktarda kalsiyum almaktadır. Kalsiyum alımının önemi gebelikte ve emzirme döneminde daha da artar, çünkü annenin kalsiyum depoları eksildiğinde kadının kemik sağlığı üzerinde olumsuz etkiler ortaya çıkar. Çoğunlukla kemik mineral yoğunluğunda geçici bir azalma ile kemik rezorpsiyon hızında geçici bir yükselme oluşur ve en önemli sonuçları üçüncü trimester ve laktasyon sırasında ortaya çıkar. Yapılan çalışmalar özellikle gebelikte ve emzirme sırasında annenin eksilen kemik kalsiyum depolarının tamamlanması için kalsiyum alımının özendirilmesi gerektiğini göstermektedir. Uterustaki fetus ve anne sütü ile beslenen yenidoğan toplam kalsiyum alımı açısından annenin kaynaklarına bağımlı olduğundan, annenin yeterli düzeyde kalsiyum alması fetal kemik sağlığını da olumlu yönde etkileyebilecektir. Süt ürünleri ya da yeşil yapraklı sebzelerin (örneğin kara lahana) yenmesiyle, güçlendirilmiş besinlerin tüketilmesiyle ya da piyasada bol miktarda bulunan kalsiyum içeren destekleyici ürünlerin kullanılmasıyla düzenli ve yeterli düzeyde kalsiyum alınması sağlanabilir. Kadınların çoğunda gebelik sırasında reflü oluştuğundan kalsiyum içeren antasitler, reflünün giderilmesi için ideal seçenek oluşturmakta ve yenidoğanda istenmeyen etkiler oluşturmaksızın annenin ve fetusun kemik sağlığını güvence altına alacak şekilde kalsiyum desteği sağlar.
Goldenberg RL, Tamura T, Neggers Y, Copper RL, Johnston KE, DuBard MB, Hauth J
JAMA 1995;274:463-468.
Amaç: Gebelik sırasında uygulanan çinko desteğinin doğum ağırlığında artış ile ilişkili olup olmadığının araştırılması.
Tasarım: Randomize çift-kör plasebo kontrollü çalışma.
Yer: Birmingham’daki Alabama Üniversitesinin doğum polikliniği ve doğum servisi.
Hastalar: Prenatal muayenede plazmadaki çinko düzeyleri medyan değerin altında saptanan ancak bunun dışında başka bir sağlık sorunu bulunmayan 580 Afrika kökenli Amerikalı yoksul gebe kadın, 19. gebelik haftasında çalışma gruplarına randomize edildi. Kadınlar popülasyonun medyan 26 kg/m2 vücut kitlesi indeksine göre ek analizlerin gerçekleştirileceği iki alt gruba ayrıldı.
Uygulama: Çinko içermeyen prenatal multivitamin/mineral tableti almakta olan kadınlar doğum gerçekleşinceye dek günde 25 mg dozda çinko ya da plasebo verilen gruplara randomize edildi.
Başlıca Sonuç Ölçütleri: Doğum ağırlığı, doğum anındaki gestasyon yaşı ve doğum anındaki baş çevresi ölçüsü.
Bulgular: Bütün kadınlarda, çinko desteği verilen grupta doğan bebeklerin doğum ağırlığı (126 g) plasebo grubundaki bebeklerin doğum ağırlığına kıyasla anlamlı olarak daha yüksek (P=0.03) bulundu ve yine çinko verilen grupta doğan çocukların baş çevresi (0.4 cm) plasebo grubuna kıyasla daha genişti (P=0.02). Vücut kitle indeksi 26 kg/m2’den daha düşük olan kadınlarda çinko desteği verilen grupta doğan çocukların doğum ağırlığı 248 g daha fazlaydı (P=0.005) ve yine bu gruptaki çocukların baş çevresi 0.7 cm daha genişti (P=0.007). Çinko desteği alan gruptaki plazma çinko konsantrasyonları anlamlı olarak daha yüksekti.
Sonuçlar: Gebeliğin ilk döneminde plazma çinko konsantrasyonları nispeten daha düşük olan kadınlarda günlük olarak verilen çinko desteği çocukların daha yüksek doğum ağırlığıyla ve daha geniş baş çevresiyle doğması ile ilişki göstermekte ve bu etki vücut kitle indeksi 26 kg/m2’den daha düşük olan kadınlarda daha belirgin biçimde izlenmekteydi.
Czeizel AE
Paediatr Drugs 2000;2(6):437-49.
Nöral tüp defektleri (NTD) merkezi sinir sisteminin sık rastlanan, ciddi konjenital anomalileridir. Perikonsepsiyonel dönemde folik asit içeren multivitamin (%83-91) veya yalnızca yüksek doz folik asit (%71) desteği yapıldığında NTD'nin tekrarını azaltmak mümkün olmuştur. Macaristan'da yapılan iki girişim çalışması NTD'nin ilk kez ortaya çıkışını önlemede perikonsepsiyonel (fizyolojik dozda: 0.8 mg folik asit içeren) multivitamin takviyesi yapmanın etkili olduğunu (yaklaşık %92) göstermiştir. Perikonsepsiyonel dönemde yalnız başına yüksek doz folik asit kullanmak daha az etkin olmuştur. NTD'lerin bir kısmı gen polimorfizmi sonucu ortaya çıkan termolabil bir enzim tarafından indüklenir, ancak vakaların çoğunluğunda NTD'lerin mekanizmasını açıklayamayız. Folik asit içeren multivitaminin perikonsepsiyonel dönemde kullanılması ayrıca konjenital ekstremite defektlerinin, üriner sistem ve kardiyovasküler sistem anomalilerinin ortaya çıkışını da azaltabilmektedir. Bu koruyucu etkinin başka mekanizması olabilir (örn: folat yetersizliğinin engellediği mitozun kompanse edilmesi). Ancak, oro-fasiyel yarıkların ortaya çıkması yalnızca yüksek doz folik asit ile azaltılabilir. Teorik olarak çocuk doğurma çağında olan kadınların uygun multivitamin/folik asid tüketimini sağlamanın üç olası yolu vardır. Ne yazık ki, folat ve diğer vitaminden zengin diyet bu amaç için uygun değildir. Perikonsepsiyonel dönemde multivitamin/folat desteği uygun gözükmektedir; ancak, gebeliklerin büyük bir kısmı planlanmış değildir. Ayrıca, planlanan gebeliklerde bu yeni tür primer koruma bugüne kadar başarılı biçimde uygulanamamıştır. Eski önerilerin değiştirilmesi gereklidir: fizyolojik doz (0.5-0.8 mg) folik asid içeren bir multivitaminin NTD ve diğer konjenital anomalilerin ilk kez görülme sıklığını azaltmada, tek başına folik asitten daha etkin olduğu görülmektedir. Perikonsepsiyonel dönemde bu tür ek multivitamin kullanımı tekrar eden NTD'leri de azaltabilmektedir. Gıdaların (örn: un, ekmek), folik asit veya diğer üç B vitamini: folik asit, B12 ve B6 ile takviye edilmesi özellikle planlanmamış gebeliği bulunan düşük eğitim ve gelir düzeyindeki kadınlar için yararlı ve pratik bir yoldur. Perikonsepsiyonel takip perikonsepsiyonel multivitamin/folik asit desteği için uygun bir fırsat sağlamaktadır.
|